24 Ağustos 2010 Salı

kentsel İSLAM.*

Mehmet Şevket Eygi'nin de üzerinde durduğu bir konudur kent dindarlığı. Kent dindarlığında inancın samimi boyutu kendini gösterir. İnancın sembolik bir görünümü kaybolur kent dindarlığında.İnanç elbette her kesimi kuşatır. Hemen her kültürdeki insan inancı kendinde yoğurur. Ancak bu inancın yoğrulduğu ağırlık Talibani olanı ise ağırlık bu noktada kendini hissettiriyorsa o zaman inanç kendini bir çok kesime kabul ettiremeyecektir.Maalesef ülkemiz tam bir geçiş karmaşası yaşamaktadır. Bu helezonun içinden çok güzel şeyler neşvu neva bulacaktır. Bunda şüphe yok. Birkaç gün önce bir televizyon programında Kadir Çöpdemir sunuculara sizin sayenizde islami camia kendi değerini ortaya çıkardı gibi bir söz söyledi. Bir zamanlar Allahın varlığını elektriğin görünmezliği ile ispatlama eylemlerinin basitliğinden dem vurdu. Pekala haklı tarafları vardı Çöpdemir'in. Doğrusu dinin köyden kente inmesi modern insanın dine ön yargıyla yaklaşma refleksinden vazgeçtiğini gösteriyor. Bu da 20.yüzyılın ilk başlarındaki dehşet materyalist dünya görüşünün kentlere çabucak sızmasından sonraki etkilerinin yavaş yavaş çözüldüğünü göstermektedir.İslam her şeyden önce su dinidir. Medeniyet dinidir. Kent dinir. Temizlik dinidir. Yüceleşme yollarının sırları vardır İslamda. İnsanı her yönüyle kuşatarak , insanın özüne yolcuğunda hangi adımları atması gerektiğini açık açık gösteren işaretleyen bir dindir İslamiyet. İslam tam bir lezzetler hazlar deryasıdır. Ancak tüm bu özellikler düşünen sorgulayan entelektüel zekası iyi olan bireylerin ortaya çıkarak bu özellikleri içselleştirip yaşaması ve etkin bir şekilde tanıtması sonucunda ancak bir değer kazanacaktır.Mehmet Altan’ın “Ramazanda caz caiz midir” başlıklıStardaki yazısını aynen aktarıyorum: “…Hakan Erdoğan Productions’ın Ramazan ayı vesilesiyle bu yıl ilk kez gerçekleştirdiği “Ramazan’da Caz”, Müslüman caz sanatçılarının en büyüklerini ağırlıyor.Ahmad Jamal, Anouar Brahem, Abdullah Ibrahim, Dhafer Youssef Ramazan’da İstanbul’da olacak...***İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu’na sormuşlar:Ramazan ve caz müziği bağdaşır mı?Şöyle cevap vermiş:“Pekâlâ bağdaşır. Ramazanın bir ibadet, kulluk boyutu var, bir de eğlence boyutu var. Karagöz, meddah, ortaoyunu gibi. Din zaten inanç, medeniyet ve kültürün toplamından oluşan bir şey. Müzik esasen helaldir, haramlığı istisnaidir. Caz da pekâlâ dikkate değer, makbul bir müzik türüdür.”Hoşuma gitti, çünkü bu yorum bana yakın zamanda kitaplaştırdığım “kent dindarlığı” kavramını anımsattı.***Anımsattı çünkü...Kent dindarı, bir inancın ulviyetinden kendine kimlik çıkarmaya soyunmayan insandır.İnancı inanç olarak kabul eden, inanç olarak yaşayan, bunu kültür olarak algılayan ama sosyal bir ilişki ağında bir taraf, bir kimlik olarak bundan rant beklemeyen insandır.Kent dindarı bir şekilde daha doymuş, gün görmüş ve bu inancı, kendi ulviyeti açısından kişiselleştirmiş, kültür olarak algılamış, daha gelişmiş insandır.Tekke ve zaviyelerin kapanması dinin kültürel, edebî, güzel sanatlar boyutlarını yoksullaştırdı.Din, sadece bir inanç değil. Bu aynı zamanda muazzam derin bir kültürdür.Kent dindarları, bu inancın kültürel boyutlarını, içtenliğini, ulviyetini, derinliğini hazmetmiş insandır.Hem “Ramazan’da Caz”a, hem de bunun “caiz” olduğu yorumuna sevindim.Epeydir kent dindarları kavramının dünyada da bir şekilde zorda olduğunu düşünüyorum.Çünkü İslamiyet Şeyh Galip’ten Taliban’a geldi yeryüzünde.***“Kent dindarlığı” kavramına yeniden döneriz...Şimdilik hayırlı Ramazanlar...”Artık kentsel İslama dönüşler en azından Türkiyede hızlı bir şekilde devam etmektedir. Ve bu durum daha uzun zaman devam edecektir. Ancak sonuç Türkiye hem de dünya değerleri için çok anlamlı olacaktır.... ilgililere...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorum yazmadan geçme: